Kayıtlar

Düşüncenin Yolculuğu: Antik Çağdan Günümüze Felsefi Perspektifler

Resim
  Antik Dönem Felsefesi: İnsan, Evren ve Bilginin Temelleri Antik Yunan felsefesi, insan düşüncesinin sistematik olarak doğa, varlık ve bilgi üzerine inşa edildiği ilk dönemdir. Bu dönemde filozoflar, doğa olaylarını ve evrenin temel ilkelerini açıklarken, insanın zihinsel kapasitesini merkeze almış; mitolojik ve teolojik anlatımlardan bağımsız bir akıl yürütme çerçevesi geliştirmişlerdir. Thales’in evrenin temel maddesi olarak suyu önermesi, ilk bakışta basit bir öneri gibi görünse de, aslında insan aklının doğayı gözlemleme ve mantıksal çıkarımlarla açıklama yetisinin ilk somut göstergesidir. Thales’in ardından gelen Anaksimandros, evrenin yapısını ve sürekliliğini açıklarken, değişim ve sabitlik kavramlarını analiz etmiş; evrenin temel ilkesi olarak “apeiron” yani sınırsız, sonsuz ve belirsiz bir maddeyi önermiştir. Anaksimenes ise hava ve nefes kavramları üzerinden kozmolojiyi açıklayarak, yaşamın ve doğanın temel unsurlarını bir mantıksal bütünlük içinde yorumlamıştır. Bu filo...

Sanat Tarihine Bakış

Resim
  ANTIK YAKIN DOĞU VE MISIR SANATI  Antik Yakın Doğu ve Antik Mısır sanatı, erken uygarlıkların dini inançlarını, siyasal otoritelerini ve kozmolojik düşüncelerini görsel biçimlerde ifade etme amacıyla gelişmiş olan köklü sanat geleneklerini ifade eder. Bu sanat anlayışında estetik kaygı çoğu zaman tek başına bir amaç değil, toplumsal düzeni, tanrısal gücü ve krallık otoritesini görünür kılan sembolik bir araç niteliği taşır. Antik Yakın Doğu’da ortaya çıkan sanat üretimi, Sümer, Akad, Babil ve Asur gibi uygarlıkların şehir devletleri etrafında şekillenen kültürel yapısıyla bağlantılıdır. Bu bölgede heykel, kabartma ve mimari süslemeler, çoğunlukla kralların askeri başarılarını, tanrılarla kurdukları ilişkiyi ve devlet gücünü yansıtan anlatı sahneleri içerir. Saray duvarlarını süsleyen kabartmalar, tören alayları, savaş sahneleri ve mitolojik varlıklar aracılığıyla hem politik propaganda hem de dinsel sembolizm işlevi görür. Figürlerin çoğu zaman belirli bir hiyerarşik ölçekte...

İran Tarihi (1501-1979)

Resim
İran Tarihi (1501-1979)  İran tarihinde Safevi Devleti, 1501’de kurularak yaklaşık iki buçuk yüzyıl boyunca hem siyasi hem de kültürel bir dönemin temellerini atmıştır. Safevîler, özellikle Şii İslam’ı İran’ın resmi mezhebi haline getirerek ülkenin dini ve siyasi kimliğini kalıcı biçimde şekillendirmişlerdir. Devletin kurucusu Şah İsmail, genç yaşta büyük bir güç kazanarak Azerbaycan merkezli bir yönetim kurdu ve hızlı bir şekilde doğu ve batı İran topraklarını kontrol altına aldı. Onun saltanatı sırasında İran, hem Osmanlı hem de Timurlu mirası üzerinde hâkimiyet kurmaya çalıştı; bu süreçte Şah İsmail, Şii kimliğini devlet politikası haline getirerek hem toplumsal birliği sağladı hem de dini kurumları güçlendirdi. Ancak onun yönetimi sert ve zaman zaman acımasız yöntemlerle yürütülüyordu; disiplin ve merkezi otoriteyi sağlamak için uyguladığı yaptırımlar halk üzerinde derin izler bıraktı. Şah İsmail’in ardından tahta geçen Şah Tahmasb dönemi, daha çok diplomasi ve iç düzenin korun...

Medeniyetler Arasında Türk İmgesi: Tarihsel Temas, Algı ve İktidar

Resim
Türkler, tarih sahnesinde tek bir medeniyetin içinden okunabilecek bir topluluk değil; aksine farklı uygarlıkların sınırlarında, onların dünya tasavvurlarını açığa çıkaran bir hareket alanı olarak görünürler ve bu nedenle Çin, Arap, Fars ve Bizans kaynaklarında ortaya çıkan Türk imgesi, Türklerin “kim olduğu”ndan çok, bu medeniyetlerin dünyayı nasıl anlamlandırdığı ile ilgilidir. Çin tarih yazımında Türkler, etnik bir millet olarak değil, kozmik düzenin merkezinde yer alan Çin’in dışında kalan bozkır kökenli askerî güçler olarak algılanır; Göktürkler döneminde “Türk” adı doğru biçimde kaydedilmiş olsa da, sonraki yüzyıllarda bu ad genişletilmez, parçalanır ve Türkler Moğol sonrası bozkır düzeninin devamı şeklinde değerlendirilir; burada belirleyici olan dil ya da soy değil, merkezin dışında olma hâlidir. Arap kaynaklarında ise Türk algısı zaman içinde dramatik biçimde dönüşür: başlangıçta ulaşılması güç ve tehlikeli bir kavim olarak anılan Türkler, Abbasî döneminden itibaren askerî zor...

Orta Çağ Dünya Düzeni

Resim
ROMANIN ÇÖZÜLÜŞÜ VE ORTA ÇAĞ’IN YAPISAL DOĞUŞU  (MS 250–600) 1. Roma İmparatorluğu’nun Krizi: Çöküş mü, Yapısal Dönüşüm mü? Batı Roma İmparatorluğu’nun sona erişi, uzun süre tarih yazımında “medeniyetin çöküşü” paradigmasıyla ele alınmıştır. Ancak modern tarihçilik, özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, bu yaklaşımı büyük ölçüde terk etmiş; Roma dünyasının ani bir yıkımdan ziyade uzun süreli ve çok katmanlı bir dönüşüm yaşadığını ortaya koymuştur. Roma’nın 3. yüzyıldan itibaren karşı karşıya kaldığı krizler, tek bir alana indirgenemez; ekonomik, askerî, idari ve demografik boyutların birbirini beslediği bir çözülme sürecinden söz etmek gerekir. Ekonomik açıdan bakıldığında Roma, geniş coğrafyasını besleyen vergi ve üretim ağlarını sürdüremez hâle gelmiştir. Şehir temelli ekonomi, özellikle Batı eyaletlerinde gerilemiş; ticaret hacmi daralmış; kırsal üretim, yerel ihtiyaçları karşılamaya yönelik kapalı bir yapıya yönelmiştir. Bu durum, para ekonomisinin zayıflamasına ve...